My Dying Bride Röportajı

Gruptan Aaron ve Andrew ile Röportaj
Röportajı yapan: Pete - Mayıs 2004
My Dying Bride, hala aynı çizgide devam eden bir Kuzey İngiltere grubu. 1992 yılında çıkardıkları ilk albümleri “As The Flower Withers” daha önce hiç duyulmamış aşırı dererecede yoğun bir melankoli barındırıyordu. Ve son albümleri “Songs of Darkness, Words of Light”ı dinledikten sonra büyük bir mutlulukla söyleyebilirim ki bu albüm de onları ilk dinlediğim zamanlar kadar acı dolu. Daha önce de dediğim gibi: “Bu, hala ilk açtığı günkü kadar keskin bir çiçek.”..
Bunca yıldır aynı sertliği sürdürdüğünüz için öncelikle sonsuz teşekkürler. İlk sormak istediğim şey şu: 14 yıldır var olmanıza rağmen çok az (sanırım 4) eleman değişikliği yaşadınız ve müzik şirketiniz Peaceville’i hiç değiştirmediniz. Bu kadar sabit olmanızı ne sağlıyor ve Peaceville’den sizi koparmayan şey ne?
Aaron: Bunca yıldır bazı sebeplerden dolayı Peaceville’de kaldık. İlk olarak bizi tamamen özgür bırakıp her yapmak istediğimize izin verdiler. İstediğimiz zaman kayıt yapıyorduk, onlar da bundan mutlu oluyorlardı. İkincisi, piyasada olan tüm diğer müzik şirketleriyle boy ölçüşecek düzeydeydiler, o yüzden hiç değiştirme ihtiyacı hissetmedik. Burada istediğimiz herşey var.
Fazla eleman değişikliğine gitmemizin sebebi de herkesin her parçaya katkıda bulunmasına izin vermemizden ve takımın bir parçası olma mutluluğundan geliyor. Çünkü bu grupta hiç “ego” yok.
Andrew: Aaron’a katılıyorum, bir de ekleme yapmak istiyorum. Peaceville diğer şirketler gibi yalan söylemek yerine müzik piyasasının gerçeklerini dobra dobra söylüyor. Eleman değişikliklerine gelirsek; bence az değil fazla bile. Biz her ne kadar onları bağrımıza bassak ta bir şekilde ayrılma vakitlerinin geldiğini görebiliyorum, yine de herkesle iyi geçinmeye çalışıyoruz. Calvin hariç tabi. O hala turne menajeri olarak bizimle, bize daha çok faydası dokunacak.
Yorkshire’ın tepeleri ve vadileri çoğu sanatçıyı etkileyen şiirsel bir güzelliğe sahiptir. Çevrenizin müziğinizde ana bir etken olduğunu düşünüyor musunuz?
Aaron: Ana değil ama önemli bir etken. Arada sırada dışarı çıkıp biraz gezinir ve “esinlenmiş” bir şekilde eve dönerim. Ama bu günlük bir olay değil. Yaşadığımız yere hiç bakmasak bile onun bilinçaltımızda oluşturduğu atmosferden yine etkileniriz.
Andrew: Bana göre hava çok önemli bir rol oynuyor. Tepenizden hiç gitmeyen gri bulutlar ve yağmur, hayatı genellikle daha acı verici bir hale getirir. Bu bulanık hayatın tamamen sıcak, kuru bir iklimde geçeceğini hayal bile edemiyorum. Yine de kimse bilemez, en azından bir kez denenebilir.
Aralıksız her albümünüzde, kemanların müziğe katılmasına karşı bir isteksizlik söz konusu. Hiç eski zamanlarınızın hatrına bir geriye dönüş ya da sürpriz düşünmediniz
mi?
Aaron: İlerde karşımıza gerçekten yeteneği olan ve bize katılmak isteyen biri çıkarsa kemanları tekrar kullanabiliriz. Şu anda gruba bir kemancı aramıyoruz, ama tekliflere de açığız.
Andrews: Bir keresinde bir kaç çalışma için bir kemancıyı denedik ve Martin’in (eski kemancı) ne kadar iyi olduğunu anlamış olduk. Hemen çalışmaları durdurduk. Kız iyi çalıyordu, orda bir sorun yoktu ama müzikal anlamda bir kulağa sahip değildi, müziğe uyamıyordu. Biz de onu kovduk. Yine de denediğimiz için pişman değiliz.
Yeni albüme gelirsek; “Songs of Darkness, Words of Light” için Andy Green tarafından çizilen kapak resmi tema olarak “kabuslar”ı işliyor. Bu durumun albümdeki “The Wreckage of Flesh” ve “Prize of Beauty” gibi parçaların temalarıyla ilgisi var mı? Yoksa bu kapak, görenlerin gözüne hoş gelmesi için dizayn edilmiş bir resimden mi ibaret?
Aaron: Bu kapağı seçtik çünkü albümün atmosferini yansıttığına karar verdik. Ama içinde gizli anlamlar olduğunu düşünmüyorum, hernekadar hayranlarımızın resimde neler gördüklerini duymak harika olsa da.
Andrew: Normalden daha karışık bir şeyler yapmak istedik. Belki de arı kovanıyla, yani MDB hayran kitlesiyle biraz oynamak için. Andy Green’e albümü anlatan kısa bir özet ve bir CD verdik. Çizilen resim üzerinde biraz oynadık (ama çok değil) ve sonuç tam olarak istediğimiz gibi oldu.
Müzikal anlamda albüm, tıpkı “The Dreadful Hours” gibi minimalist ve kasvetli bir duyguya sahip. Bu, geçmişinize döndüğünüz anlamına mı geliyor? Çünkü bu albüm, 90’dan beri yaptığınız en "Doom" albüm oldu.
Aaron: Bazı insanların geriye döndüğümüzü düşünmesini umursamadan sadece o sırada ne çalmaktan hoşlanıyorsak onu çalıyoruz. Biz asla albümleri planlamayız. Onların kendi özel yollarında gelişmesine izin veririz. Bir sonraki albüm brutal ve sert olabilir. Aksine tamamen yumuşak ta olabilir. Eğer bu albümümüz insalara önceki albümlerimizi hatırlattıysa bunun tek sebebi bizim hala My Dying Bride olmamızdır. Biz asla geriye bakmayız.
Andrew: Aaron burda haklı, biz sadece hissettiklerimizi yazar ve sonra onları şarkılara dönüştürürüz. Bu albümden mutluyuz, bize daha özel şeyler hissettirdiği için. Tekrar evimizde gibiyiz.
Albümdeki “Catherine Blake”, William Blake’in karısı mı yoksa bu bayanın arkasında daha özel bir anlatım mı var?
Aaron: William Blake ile alakası yok. Catherine Black sadece kıyamet gibi bir savaşı anlatan koca bir hikaye makinasının ufak bir çarkı. Bu bayanla ilgili sorular geleceğini biliyordum. Bu yüzden normal bir başlık yerine bir bayan adı kullandım. Böylece daha enteresan oldu.
“The Prize of Beauty” parçasına video klip çektiniz. Klip de parça gibi 8 dakika mı sürüyor, yoksa parçanın kısa bir versiyonu mu? Yani klip tv kriterlerine mi uygun, yoksa tamamen fan kitlesine mi yönelik?
Aaron: Klip, kriterlere uyması için değişikliğe uğradı ve şu anda yaklaşık 4 dakika uzunluğunda. Kafamıza takmıyoruz çünkü klibi değiştiren de biziz. Tabiki klibi gerçek uzunluğunda çekmek isterdik ama yayınlanmayacağı için bu tamamen para israfı olurdu. Video klipler promosyon için kesinlikle iyi ama o kadar da gerekli değiller.
“The Prize of the Beauty” parçasında şöyle bir dize geçiyor: “Bir kere bana yardım et, ben de sana inanayım Tanrım.” Benzer bir cümle de “The Dreadfull Hours”da geçiyordu: “Cennetteki Tanrı, beni duyuyor musun, bana yardım et.” Dini inançlarıyla mücadele eden kişiler misiniz?
Aaron: Dini inancım yoktur ama İncil’i bir esin kaynağı olarak kullanmayı severim. Çünkü lezzetli hikayeleri ve karakterleriyle tamamen bir hazine gibidir. Tıpkı Yüzüklerin Efendisi gibi bir fantazi kitabıdır, ötesi değil. Şuna inanmayı bırakın millet. Tanrı’nın var olduğuna dair bir kanıt yok. Aragorn’a da tapmayacaksınız di mi? Bazı insanlar hikayelere kendini çok kaptırıyor..
Andrew: Bana göre din, Tanrı’nın sevgisiyle kainatı birleştirmek yerine tam tersi ayırıyor ve buna göz yummak açıkça imkansız. Bence yasaklanmalı ve insanlar rahat bir nefes alıp hayatını yaşamalı.
Deniz şarkılarınız için hep önemli bir unsur oldu. “And My Fury Stands Ready”de de gel-git hadisesini görmek o yüzden sürpriz olmadı. Bir de; “The Light at the End of the World”un aynı isime sahip, Yul Bryner ve Kirk Douglas’ın oynadığı korsanlı filmle alakası var mı yok mu hep merak etmişimdir..
Aaron: Aslında şarkıyla film arasında hiç bir bağ yoktu. Şarkıya basit bir “kayıp aşk” hikayesi olarak başlamıştım. Ama sonra filmi hatırladım ve sözleri biraz da filme doğru yönlendirmeye karar verdim.
Hem müzikal hem de sözler olarak çevrenize sürekli acı ve hüzün yayıyorsunuz. Peki sizi ne güldürür? Yoksa sevinciniz de mi hüzün?
Aaron: Beni güldüren şeyler genellikle her insanı güldüren şeylerdir. Monty Python, Pembe Panter, Mr. Bean gibi. Ama acı dolu hikayeler yazmayı seçiyorum çünkü bu karanlık düşünceleri kafamdan çıkarmam gerekiyor. Sadece kendimi “alçak” hissettiğim zaman yazıyorum. Böylece içimdeki şeytanları kağıt-kalem ile kovmaya başlıyorum ve karşınıza gerçek acı dolu MDB lirikleri çıkıyor. Tüm bunlardan sonra kendimi daha güçlü ve daha mutlu bir adam gibi hissediyorum. Bu yüzden de herkesi duygularında yaratıcı olması için cesaretlendiriyorum ve kafalarında bu duyguların saklı durmasını önlüyorum.
Andrew: Dürüst olmak gerekirse ben Aaron gibi edebi bir dile sahip değilim. O dilini 20 dolarlık bir fahişeden çok daha iyi kullanıyor.. Görünen o. MDB ile acıların tümünü ve Doom’un tamamını veriyoruz, ama aynı zamanda bunu yaparken de çok eğleniyoruz. Oldukça paradoksal..
Yıllar önce gruba ilk kez başladığınızda internet yeni yeni parlamaya başlamıştı. Hatırladığım kadarıyla o zamanlar samimi bir forumunuz vardı ve orada sorulanları cevaplıyordunuz. Yeni bir albümü pazarlamakta interneti ne kadar önemli buluyorsunuz? Sizce bir ihtiyaç mı?
Aaron: Internet önemli ve onu hemen hemen her alanda kullanıyoruz ama o kadar da gerekli değil. Bu grubun kurulmasında internetin bir yeri yoktu, ama sonradan çok işimize yaradı ve onu prpmosyondan ziyade eğlence için kullandık.
Andrew: Kişisel olduğu için bu tip soruları cevaplamayı daha çok seviyorum. Evet biz HMV’de, Virgin’de CD’leri olan bir metal grubuyuz hayal ettiğiniz gibi bir rock yıldızı değiliz. Web forumlarına kafama göre takılmayı seviyorum ama insanlar bu tip ortamları bazen çok ciddiye alıyorlar. Bu yüzden beklentileri karşılayıp onları hayal kırıklığına uğratmamak için dikkatli olmak zorunda kalıyoruz.
90’ların ortalarında Iron Maiden ve Ronnie James Dio gibi efsanelerle turnelere çıktınız. Böylesi bir şeye kalkışmak sizi ürküttü mü?
Aaron: Aslında biz kalkışmadık. İki grup ta bize böyle bir turneye katılmak için teklif yaptı ve biz de evet dedik. Aslında bu turneyle MDB’yi vitrinde daha fazla ve daha önde tutmayı amaçlamıştık ama turneye gerçekten gezinme amacıyla çıktık. İddiamız olmadı, kasmadık ve çok zevk aldık.
Andrew: Bazen bu turnelere çıktığımız gerçeğini kabul etmekte zorlanıyorum çünkü rüya gibiydiler. Ve her iki grup ta bizi oldukça profesyonel buldu. Bu turneler boyunca yeni bir grup olmamızı hiç ciddiye almadık, ne olacaksa olsun dedik.

Liste başı olarak çoğu önemli black ve death metal grubuyla Inferno Festivali’ne katılıyorsunuz. Mesela sizden önce sahne alacak gruplardan biri Gorgoroth. Festivali olgun ve sakin bitirmeyi mi düşünüyorsunuz, yoksa bir kaç kasıp kavurucu sürpriz yapacak mısınız?
Aaron: Aslında Inferno’nun bizi istemesine şaşırdım çünkü katılan grupların tümü black ve death metal yapıyorlar. Bu öfkeli dinleyicileri tatmin eder miyiz bilmiyorum.Bu şov için değişik bir şey yapmayacağız, her zaman olduğumuz gibi olacağız. Eğer yuhalanırsakta bir bara gider içeriz, kafa dağıtırız heralde.
Andrew: Sahnede yanıma biramı alırım, yuhalanırsak ta canımı sıkmam. Biram.. grubum.. Doom.. Daha ne olsun..
Bazen enteresan sahne kıyafetleri kullanıyorsunuz. Bu kostümleri belirli bir yerden mi ediniyorsunuz yoksa özsel siparişler mi yaptırılıyor?
Aaron: Gururla söyleyebilirim ki bu kostümleri kendim hazırlıyorum. Dükkanlarda asla istediğim şeyi bulamıyorum ben de elime bir makas alıp kendim girişiyorum.
Metal krallığında My Dying Bride’ın yeri nedir?
Aaron: Biz, herkesin önemsememeye çalıştığı tavan arasındaki korkunç gerçeğiz.
Andrew: Küçük karanlık göletin büyük balığıyız!
Landrover’ları neden bu kadar seviyorsunuz? Grup için bir ihtiyaç mı?
Aaron: Ahahah. Hayır. Sadece Andrew ve Shaun kullanmayı seviyor. Ayrıca kırsal bir bölgede yaşadığımız için bazen gerekli de olabiliyor.
Andrew: Benimki şu anda boku yemiş durumda, o yüzden bu konuyu konuşmasak iyi olur. Shaun şu anda Landrover kategorisine dahi girmeyen komforlu bir Discovery kullanıyor. O yüzden 90 öncesinin bu askeri aracını kullanan şu anda bir ben varım.
Müzik piyasasında geçirdiğiniz neredeyse 15 yıl sonra bu işin iyi ve kötü yanlarını söyler misiniz? Ve kalbi doom müzikle atan genç heveslilere bir tavsiyeniz var mı?
Aaron: İyi yanları dünyanın büyük şehirlerini gezip görmek ve kültürel zevklerin, harika yiyecek ve içeceklerin tadını çıkarmak. Kötü yanlarsa otoyollarda mahsur kalmak, sahnede aksilikler yaşamak ve daha önce hiç görmediğiniz bu kültürleri, yiyecekleri, içecekleri tadıp kendinizden nefret etmek.
Tavsiyeye gelince; parada pulda gözleri olmasın, sadece müziklerine baksınlar ve tüm dünyayı müzikleriyle turlamayı umut etsinler. Ve menajeri de ihtiyaç olarak görmesinler. Bizim hiç menajerimiz olmadı ve her şey yolunda.
Andrew: Evet, diğer gruplarla mücadele ederken asla pes etmeyin, neyin ne olacağı hiç belli olmaz. Kendinizden düşük gruplara da her zaman ılımlı olun, çünkü bir gün onları kendinizle aynı yerde görebilirsiniz. Ve tabi en önemlisi de eğlenmenize bakın, için, metal yapın..
Son olarak, yaptıklarınızla gurur duyuyor musunuz ve hala yapmak istediğiniz bir şey var mı?
Aaron: Bu grubu bugünlere getirebildiğimiz için çok ama çok gururluyuz. Diğer soru içinse; yapmak istediğim ve bu gruptan beklediğim herşeyi yaptım. O yüzden şu anda çok rahatım.
Andrew: Bence düşündüğümüzden ve yapabileceğimizden çok daha fazlasını yaptık. Ama yine de herşey bitmedi. Doom yavaş olmayı gerektirir. Bu yüzden hala vaktimiz var.
Röportaj için çok ama çok teşekkürler.
Aaron: Hoşçakal!
Andrew: Sağol..
« Röportajlar »